celik5686 @ hotmail.com

       Ortadoğu coğrafyasındaki Kudüs’ün Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler için önemli bir yeri vardır. Dünyada bu özelliklere sahip başka bir yer bulunmamaktadır. Bugün dahi dinsel ve dilsel olarak çok çeşitlilik devam etmektedir. Kudüs’ün şehir yerleşimine baktığımız zaman da bu çeşitlilik ortaya çıkmaktadır. Bütün dinlerin bir arada yaşadığı ve her din için de özel mabetlerin bulunduğu bir mekândır Kudüs.

         Bütün dinler için özel bir yeri olan Kudüs’ün, Yahudiler açısından önemi İsrailoğullarının on iki kabilesini bir araya getirerek burada Hz. Davut İsrail devletini kurmuş ve Hz. Süleyman zamanında en parlak dönemlerini yaşamışlardır. İsrailoğulları bu toprakları kaybettikten sonra hep bu devletin yeniden kurulması ümidiyle yaşamışlardır. Bu nedenle Yahudiler için vadedilen topraklar gözüyle bakılmaktadır. Hıristiyanlar için ise Hz. İsa’nın yakalanıp çarmıha gerildiği yer olması nedeniyle özel bir öneme sahiptir. Müslümanların ilk kıblesi olması, Hz. Muhammed (SAV)’in buradan Miraca çıkması ve Kuran-ı Kerim’de bahsedilen mescidin burada olması nedeniyle Müslümanlar için önemli bir yerdir.

       Kudüs, ilk defa 638 yılında Hz. Ömer zamanında İslam hâkimiyeti ile tanışmıştır. Hz. Ömer zamanında üç din için önemli bir yeri olması nedeniyle bu hassasiyetler göz önüne alınmıştır. 1099 yılındaki haçlı seferi sırasında Müslümanların elinden çıkan Kudüs, 1187 yılında Selahaddin Eyyübi tarafından tekrar İslam egemenliği altına alınmıştır. 1517 tarihindeki Yavuz Sultan Selim’in Mısır seferi sonrasında Osmanlı İmparatorluğu hâkimiyetine girmiştir. Birinci ve İkinci Dünya savaşı sonrasında yeni oluşan Dünya düzeninde Osmanlı’nın da zayıflayıp dağılmasıyla Müslümanların başsız kalmalarından faydalanarak 14 Mayıs 1948 tarihinde İsrail devleti kuruldu. Bu tarihten itibaren Kudüs’ü ele geçirme mücadelesi devam etmiş ve günümüze kadar gelmiştir.

       Günümüzde Ortadoğu coğrafyasının içinde bulunduğu durum bize bunu göstermektedir ki bu savaşların ana amacı Büyük İsrail projesini hayata geçirmektir. Bugün ABD’nin ortaya atarak Kudüs’ü başkent ilan etmesi bu projenin gerçekleşmesine yönelik bir adımdır. Ancak şunu unutmayalım Müslümanların bu yönetim anlayışları bizlere daha çok Kudüs kaybettirecektir. Birlik dini olan İslamı temsil eden bugünkü devletler çaresiz, birbirlerine düşman, kendi aralarında anlaşamayan ülkeler haline gelmiştir. Oysa ki bu devletlerde yaşayan insanlar devletlerin bu politikalarını benimsememektedir. Ancak sisteme yenik düşmektedirler.

       Müslümanların artık bir olma zamanı gelmiştir. Sözde ve toplantılarda kalan İslam Birliği Teşkilatı artık faal olmalıdır. Müslümanlar arasındaki sınırlar kaldırılmalı, çatışma ve savaşlara son verilmelidir. Müslümanlığın ana ilkesi olan takva işletilmeye başlatılmalı, Müslümanlığın yüz karası olan dil, mezhep ayrıştırmalarına son verilmelidir. Bunların ayrıştırıcı değil, İslamın genişliği olarak görülmelidir. Biz böyle oldukça Kudüs’te elden gider, Mekke ve Medine de elden gider. Biz rahat yataklarımızda kalarak çözümü dua ederek ebabil kuşlarından medet ummayı bırakmalı üstümüze düşeni yapmalıyız. Bunun için cesur, samimi bir lidere ihtiyacımız bulunmaktadır. Unutulmamalıdır bu lider ortaya çıktığı zaman onun peşinden yürüyecek Müslümanlar hazırdır.

         Ben buradan diyorum ki Bedir savaşı öncesinde Peygamber Efendimize olan bağlılığını gösteren Sa’d bin Muâz’ın dediği gibi “Biz seninle beraberiz. Seni hak ile gönderen Allah’a yemin ederim ki, sen bize şu denizi gösterip dalarsan, biz de peşinden dalarız” sözü gibi Müslümanları bir araya getirecek lidere aynı sözle karşılık verelim.